Savaşı Devam Eden Çocuklar ...

Savaşı Devam Eden Çocuklar ...

...

Bir kaç ay önce bir film girdi vizyona ''Ayla''

İzleyenlerin çoğu filmi anlatmayı bir kenara bırakıp ''giderken bolca mendil alın yanınıza'' dediler...

İlla ki izlenen her filmin seyircide bıraktığı duygu başka ; ama insanlığın çektiği acıları , yitirilen hayatları görüp ağlamamak ne mümkün ...

Peki filmde hep acı mı var ? Bir ay doğuyor karanlık savaş gecelerinde insanlığın üstüne ''Ayla'' ; bazen çocuk bazen mis kokulu çiçek ay yüzlü Ayla.

...

Galata kuledibinde bir duvar yazısı belki ilişmiştir gözünüze ''MAKE ART , NOT WAR''

O filmden sonra Taksim'e her gidişimde daha bir anlam kazandı o yazı bende . ''Savaşma insanoğlu ne olur savaşma''

Ve ne gariptir ki böyle güzel bir temenni bile direniyor hayatta kalmak için ; birileri siliniyor birileri inatla yeniden çiziyor.

Ama olsun direnmeyi iyi biliriz biz ; hem de sadece kendimiz için değil elimizin yettiği her insan için...

...

Bir ''Kore Gazisi Torunu'' olarak senelerdir  dinlerim dedemden olanı biteni , hatta anlatmaktan hiç yorulmamasına da şaşarım  , şaşardım ...

Ama insan gözünde canlandıramadığı o acıları açık açık izleyince kara ekranda daha bir anlıyor atasının uğraşını.

Oysa ki ne çektikleri sıkıntıları , ne günler süren deniz  yolculuğunu , ne aylar hatta yıllar süren askerliklerini anlatır , tek anlattığı kendilerini  karşılayan halkın gözünde gördükleri  'umut ışığı'.

Ayla hayatta kalan ufak bir kız çocuğu mu sadece ? Koca bir insanlığa yetecek 'umut'  ve gelecek nesillere  aktarılacak 'cesaret'. İstersek yaparız diyor insan yaptık da , tutarız yavruların elinden çıkarırız onları ışığa ...

Filmde gözünden bile sakınıyor askerler kızı ; yatak yapıyorlar ona , giydiriyorlar , herkesten her şeyden koruyorlar.

Pıtır pıtır konuşmaya başlıyor ay yüzlü ; ağlayan gözlerimiz gülüyor o an. Hani şu meşhur sempati duyduğumuz konu varya Türkçe konuşan turist , vücut buluyor bir an Ayla' da...

...

Sonra mı ?

Sonra film bitiyor , o karmaşık duygularla yürüdüğü yolda , üst geçitte ayağında ayakkabı bile olmayan yavrular ilişiyor gözüne. Bindiği metrobüste bir çocuk geliyor onca kalabalık arasından bir anda bacağına yapışıyor , karnını öpüyor '' abi , abla bir lira'' diyor yarım Türkçesiyle ...

Savaştan gelen , savaştan çıkarıp getirdiğimiz binlerce çocuktan bir çoğu hayat savaşı vermeye çalışıyor üst geçitlerde , metrobüslerde.

Kalemin yazmaktan utandığı , ''çocuk tacizleri''nin ''tecavüzler'' in olduğu şu günlerde ; annelerin gece uykularının kaçtığı , çocuğunu kendinden bile sakındığı ; aman ha 'çocuk susar' demeyin çocuğa itiraz etmeyi , gerektiğinde bağırmayı öğretin diye kendilerini paraladığı şu günlerde o çocuklar değersiz bir kaç kuruş için bırak insanlara avuç açmayı tanımadığı insanlara kucak açıyor. Çünkü her şeyden habersiz o yavrulara duygu istismarı öğretiliyor kendi istismarları yok sayılarak...

Hani bu en uç nokta ya daha basiti, daha sıradanı bile çok acı aslında. Hani  kokusundan , saçının dağınıklığından rahatsız olunan yetmiyor gibi azarlanan hatta elinin tersiyle itilen çocuklar varya dışlanmışlık kocaman yaralar açıyor küçücük ruhlarında.

Siyaseti , politikayı , stratejiyi gözü görmüyor  insanın onların gözündeki güneşin yavaş yavaş solduğunu gördükçe.

Napıyoruz biz, hepimiz mi kötüyüz, yoksa fazla mı iyiyiz, maraz mı doğuruyoruz kendi iyiliklerimizden?

Biz görmezlikten gelince yol kenarında , koruyor mu görünmezlik iksiri onları öcülerden karanlıkta ?

...

Çözüm ne peki ?

Kırılmasın diye verip bir lira eline göndermek mi ?

Ya da daha kıymetli diye şefkatle okşamak mı başını , akşam eli boş gitti diye o başa darbe yiyeceğini bile bile ...

Kendime sordum defalarca soruyorum da; ne bir cevap buldum ne bir çözüm ...

Neyi yanlış ya da eksik yapıyoruz biz ?

Nefes almaları  kanıt mı o çocukların yaşıyor olduklarına ?

Ne yapmalıyız o çocuklar için ?

Biz de bir şeyler yapmalıyız ''AYLA''lara !!!

...

fatma büyükocak

* görsel alıntıdır  *

..

Yorum yazmayı unutmayalım !

2 Yorum
Yorum Yaz

Mail adresin gösterilmeyecektir*

CAPTCHA Image