''Sevim koş, yeni sorular geldi !''

Meşhur bir usta ressam ve çırak hikayesi vardır , belki denk gelmişsinizdir siz de.

...

Ülkenin birinde ustanın öğrencisi eğitimini tamamlıyor. Büyük usta, çırağını  uğurlarken; yaptığı son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koymasını istiyor ondan. Ve resmin yanına bir de kırmızı kalem ile insanlara, 'resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını' rica eden bir yazı iliştirmesini tembihliyor.
Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gidiyor ,resmin çarpılar içinde olduğunu görüp üzüntüyle ustasının yanına dönüyor. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye ediyor.

Öğrenci resmi yeniden yapıyor. Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını fakat bu sefer insanlardan, 'beğenmedikleri yerleri düzeltmesini'  rica eden bir yazının yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını öneriyor.
Öğrenci yine ustasının sözünü dinliyor ve birkaç gün sonra baktığında bu sefer resmine hiç dokunulmadığını görüp sevinçle ustasına koşuyor.
 

Ve usta ressam şöyle diyor ;
"İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

İkincisinde, onlardan müspet, yapıcı, olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak 'eğitim' gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi." diye ekliyor...

...

Hikaye bu yana daha uzar gider elbet peki ya bizim hikayemiz.

Şimdi şuan google'ı açsak son üniversite yerleştirme sınavına kaç kişi katılmış kaçı yerleşmiş kaçı 'kazanamamış' çıkar sayısal veriler karşımıza. Peki kazanmak gerçekten herhangi bir bölüme yerleşmiş olmak mı ?

Hadi bırakalım sayısal verileri bir kenara gelelim gerçek hayata. Ülkemizdeki genel kanıları düşününce;

Tıp hukuk mühendislik dışında kaç emek , kaç bölüm kaç çaba başarı olarak görünüyor insanların gözüne. Ortalama her çevrede rastlanan  sürekli sizden iyisini! örnek gösteren insanlar mutlaka varlar.

Ve vazgeçilmez bir gerçek daha ; insanların size seçtiği kılıflar.  Öğretmenlik mesela kadın için en ideal meslek saati belli tatili belli, gibi. Sanki o kutsal meslek sadece bundan ibaretmiş gibi...

Bir felsefeye , güzel sanatlara bakışı dile getirmeye gerek var mı peki ?

İşletme seçenlerin sürekli açık öğretim mi hımm iki yıllık mı sorularına maruz kalmaları gibi ...

Hadi biraz daha yaş alalım kendi mücadelemizle , çoğu zaman ailemizin maddi manevi desteğiyle bitirelim o okulu da başlayalım artık meslek sorularıyla savaşmaya ...

'Bir KPSS var bizden içeru' Hangi bölümden mezun olursan ol o soru en az bir kere çıkar her insanın karşısına ''girdin mi kpss sınavına''

Ve yine bir kazanma kazanamama mevzusu...

Mezun olur olmaz seçtiğin bölümün mesleki yeterlilik sınavını kazanamadıysan ya da o meşhur KPSS'yi seyreyle o zaman cümbüşü , boğuşur durusun bu girdapla.

Atandıysan bir memuriyete bir dönem rahatsın. Ya da girdiysen özel sektörde afili sıfatı olan bir pozisyonda işe yine yırttın paçayı.

Peki ortalama ülke şartlarında yeni mezun birisinin sırf kendi çabasıyla yüzde kaç bu durum mümkün?

Ve yine ülkedeki nitelikli işsizlik verileri ortada.

Nedir nitelikli işsiz ? Rekabetin arttığı iş ortamlarında her ne kadar eğitim sisteminde zorunlu eğitim asgari sürede tutulsa da insanların kendilerini üniversite diploması almaya mecbur hissedip her yerde mantar gibi türeyen üniversitelerden diploma alıp sonucunda istihdam sağlayamaması mı ; yeni mezun birinden tecrübe istendiği için bir türlü seçilen kendi olamaması mı ;tecrübelilerin sunulan şartları yeterli bulmaması mı ?

Ya da mahalle baskısı ve seçilen işin niteliksiz ! bulunması mı ?

Mezun olduğu bölüme dair iş bulamayıp kendi hayatına alternatifler kazandıran çoğumuz karşılaşmıştır yine o meşhur sorulardan biriyle ''bu iş için mi okudun''

Mesela atanamayan bir öğretmen ( ki bu konu başlı başına bambaşka bir yazı olur ) gider inşaat işçisi olur , mesela işletme mezunu gider çağrı merkezinde çalışır , iktisatçı mağaza satış danışmanı olur ; ne işin ne işçinin niteliksizliğinden değil bu sektörlerde döngü hızlı olduğu için ama insanlar konuşur da konuşur.

Yeni mezun kardeşim bir gün o beğenmedikleri işinde mesainden yorgun argın çıktığında karşında biri  '' e sen de ya hu bir torpil bulamadın mı '' diye sorarsa normal bir şeymiş gibi sen de içinden gelen en normal tepkini koy ortaya , bak nasıl gidiyor günün yorgunluğu bir anda :)

Yok mu hepimiz çevresinde bunları yaşayan hatta belki bizizdir o yaşayan ya da daha kötüsü belki bizizdir başkalarına bu hisleri yaşatan ... 

İlla ki herkes aynı değildir , akıl değil de fikir verenler çıkmıştır karşımıza , bazen ailemiz bazen eşimiz dostumuz hatta bazen yeni tanıştığımız birileri. Ama geçer mi gerçekten bir elin parmağını sayıları ?

Peki nedir başarı , yüksek puanla alan bir bölüme yerleşmek mi , hayalimizdeki bölüme yerleşmek mi , yoksa önemli olan okumak deyip herhangi bir bölüme yerleşmek mi?

Nedir başarı memuriyetle sırtı devlete dayamak mı , yüksek gelirli bir iş bulmak mı , yoksa sadece bir iş bulabilmek mi ?

Peki ya işsizlik ? Bu kadar okulun , bölümün , mesleğin , işin beğenilmediği takdir edilmediği ortamlarda nedir işsizlik ? ''ne yaptın buldun mu iş'' ''ne oldu senin o iş'' ''iş buldun mu''

Zirvede bırakıyorum sorular kısmını ''bunca zaman bu iş için mi işsiz kaldın''

Eksik var mı aklıma gelen sorularda ???

...

Başarı nedir sorusunun cevabı herkese göre değişir ama ''başarı ; sırf insanların sorularına tatmin edici cevaplar vermek , verebilmek'' olmamalı...

...

Peki bu sadece okul ve iş kısmı... Başka nerelerde hangi konularda hangi seçimlerde çıkıyor bu insanlar karşımıza , sizin daha nerelerde çıktı karşınıza , ne diyorsunuz bu konuya ?

...

Sizi bilmem ama bakın ne diyor Murathan Mungan ;

''Yürüyüp geçeceksin , hep yürüyüp geçeceksin.

.. Herkesin her şeyi anlamasını bekleyemezsin. Sen yürüyüp gideceksin.. Anlayan anlayacak , anlamayan anlamayacak; dünyanın hepsine yetişemezsin ki ! ...''

...

 < kıymetli vaktinizden ayırıp okuduğunuz için teşekkürler >

3 Yorum
Yorum Yaz

Mail adresin gösterilmeyecektir*

CAPTCHA Image