Yaz Göçü Hikayesi

Yıl 1960 ve yine bir mayıs sonu; döşekler heşelere koyulmuş ve Mehmet dedenin meşhur o kır atı yolculuğa hazır şahlanıp duruyor. Herhalde at da yaylaya gidileceğini anlamış olsa gerek, yola çıkmak üzere sabırsızlanıp durmakta. Kır at yaylada gönlünün istediğince dolaşacak, yılkıya katılacağını anlamıştır. Kış bitmiş bahar gelmiş, fındık dalları yeşillenmiş ve tomurcuklar fındığa dönmüş ve cenikte o nemli sıcak yüzünü göstermiştir. Çocuklar koşturmacadan olabildiğince terlemekte, içleri kıpır kıpırdır yaylaya gideceklerdir, orada yemyeşil çimenlerin üstünde istedikleri gibi terlemeden koşturabileceklerdir.

Bütün ev halkı daha güneş doğmadan hazırlanmış çocukların gözlerinde uyku mahmurluğu ile, inekler ahırdan ve koyun sürüsü ağıldan çıkarılmış, katırlar yüklenmiştir ve Mehmet dedenin kır atı sırtında yükü en önde yola çıkılmıştır. Kır at yıllardır gidip geldiği yolu sanki ezbere bilmektedir ve şaşırmadan varacağı yere emin adımlarla gitmektedir. Yol çok uzundur ve yaylaya 2 günde varılmaktadır ve annesi evden çıkarken çocuklarının cebine geçen yıldan kalma fındıklardan doldurmuştur . Oğlanlar, gelinler, kızlar ve torunlar bu uzun yolu yıllardır yapmaktadır.  Mehmet dedenin en büyük torunu 6 yaşındaki Mustafa minik avuçlarına doldurduğu bir avuç fındığı dedesine uzatır ve dedesine yürümekten yorulduğunu kır ata binmek istediğini söyler; dede de aha oğlum az kaldı şu tepeyi geçince mola vereceğiz der ama tepeler geçer yine bir tepe daha çıkar karşılarına yol bitmek bilmez. Güneşin batmasına az kalmıştır ve o büyük gürgen ağacının bulunduğu yere gelinmiştir. Burada gece kalınıp dinlenecek ve sabah erkenden yine yola çıkılacaktır. Ateş yakılır kadınlar çayları demler sacın üstünde cırıtlalar dökülür ve erkekler düşün yıkar. Yemekler yenir ve gürgen ağacının korunaklı dallarının altında uykuya dalınır.

Güneş hafif hafif kendini göstermeye başladıktan sonra yine katırlar yüklenir kır at önde koyun sürüsü arkasında çocuklar yine mahmur gözlerle daha dünün yorgunluğunu atamadan yola koyuldular. Dağ tepe aştılar ve akşama doğru ağaçbaşı yaylasına çok yakın bir mesafede bulunan ve bütün göçlerin uğrak yeri olan hana geldiler. Bu gece burda geceyi geçirecek ve yarın sabah Domaçlı obasına varacaklardır.

Sabah mis gibi havayı ciğerlerine çekip bir saat sonra Domaçlı obasına vardılar. İş çoktur; önce düşün yıkıldı, evin zeminine serilecek pürler ormandan getirildi. Evvelki sene ceniğe gitmeden önce kışın karda çöküp yıkılmasın diye evin çatısındaki ağaçlar ve hartamalar sökülmüş toprağa gömülmüştü. Bunlar topraktan çıkartılıp çatı çatılır evin zeminine pürler döşenir üstüne çay haşeleri yayılarak halılar serildi. Çocuklar gelir gelmez yorgunluğu unutup neşe içinde yemyeşil çimlerde oyuna dalmışlardır. Ağustosta çıkan fındık toplandıktan ve yaylaya ilk kar düşene kadar çocuklar yaylada kalacaklardır.

Yıllar yılı daha önce olduğu gibi yaz göçleri bu şekilde devam edip gidecektir. Ta ki arabalar yaygınlaşıp yollar yaylalara kadar ulaşana dek. Bütün bu göçler eskilerin hafızalarında heygidi günler deyimleri ile kalıp onlarla beraber tarihin derinliklerin de yok olup gidecektir.

***Yazıyı sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın!

Photo By FındıkHikayeleri

Döşek : Koyun yününden yapılmış yatak.

Haşe : Ortalama 100X200 cm boyutlarında bir çuvaldır. İçine yorgan yatak rahatça sığmaktadır.

Cenik : Kışın kalınan köydür. Yaylada köye cenik denir.

Yılkı : At sürüsü.

Düşün Yıkmak : Kayırlar ve atların yüklerini indirmeye denir.

Hartama : İnce 0,5-1 cm kalınlığında 10X50 cm boyutlarındaki tahta parçaları.

İlit Ağaçbaşı yaylasına gidilecektir. Bu yayla Giresun’un Tirebolu ilçesine aittir.

0 Yorum
Yorum Yaz

Mail adresin gösterilmeyecektir*

CAPTCHA Image